GEDİZ TARİHİ

“ Tarih boyunca birçok medeniyete eşiklik etmiş Gediz, MÖ. 1000–700 yılları arasında Frigyalılar tarafından Kadoi adıyla kuruldu ”
 M.Ö 133’te Roma coğrafyasına katılan Kadio Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Bizans Devleti sınırları içinde kaldı ve bu dönemde piskoposluk merkezi oldu. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, Türkler ve Bizanslılar arasında birkaç kez el değiştiren Kadoi, Germiyan Oğulları döneminde Umurbey tarafından 1313’de fethedilerek kesin olarak Türklerin eline geçmiştir.Türkler Kadoi’yi Gedos ya da Gedus biçimlerinde telaffuz ettiler. Gedus 1429’da Osmanlı coğrafyasına katıldı.1698–1820 yılları arasında voyvodalıkla yönetildi.1845’te nahiye olan Gedus 1851’de İlçe oldu ve 1866 yılında belediye teşkilatını kurdu. 
Kurtuluş savaşı sırasında 5 Eylül 1919’da yunan işgaline uğradı.24 Ekim 1920’deki Kocahan Savaşı’ndan sonra 31 Ekim 1920’de ikinci kez işgale uğrayan Gediz, Çerkez Ethem kuvvetleri ile Ordu Birliklerinin çatışmalarına sahne oldu. Çerkez Ethem kuvvetleri dağıtıldı ve Çerkez Ethem yunan kuvvetleri tarafına geçti,12 Temmuz 1921’de üçüncü kez yunan işgaline uğrayan Gediz 1 Eylül 1922 Cuma günü Fahrettin Altay komutasındaki 5.süvari kolordusu tarafından düşman işgalinden kurtarıldı.
Milli mücadele günlerinde Bel ova Murat Dağı kahramanları arasında Gediz’in mert evlatlarını ve İbrahim Efeyi unutmamak gerekir.

 540 yılında Mustafa Bin Hazma adlı bir zat tarafından yaptırılan Kurşunlu Camii ve 1553’de mimar meşhur Sinan’ın kalfası Darüssaade Ağası Gazanfer Ağa tarafından yaptırılan Ulu Camii ve hamam Osmanlılardan kalma eserdir. Gediz 1911’de çıkan yangın sonrasında tamamen yandığı zaman yeri değiştirilmesi düşünülmüş ise de camii ve hamamın şehir dışında kalması uygun görülmemiş ve aynı yere şehir tekrar kurulmuştur. “Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Gediz nehrine adını veren bu küçük Anadolu ilçesi yeraltı ve yerüstündeki zengin kaynaklarıyla çağa ayak uydurmuş, kendi gelenek ve göreneklerine sahip çıkmıştır.”

 Kendine has evleri, bağ ve bahçeleri, tepe parkı, Murat Dağı ve Ilıcasıyla insanların yaşama umudu olmuş, vazgeçilmezi haline gelmiştir. 
Gediz çağdaş bir anlayış içerisinde o yıllarda bandosunu ve tiyatrosunu oluşturmuş, kendine has yemek kültürüyle, halkın dilindeki hoş deyişleriyle, yarenleriyle insanları kaynaşmış ve zor günlerde bir dayanışma içerisinde bulunmuşlardır.