GEDİZ’DE "15 TEMMUZ DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ" COŞKULU BİR ŞEKİLDE KUTLANDI

15 Temmuz 2016 gecesi hain terör örgütü FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin millet tarafından önlenmesinin bayramı olarak kutlanan "Demokrasi ve Milli Birlik Günü" Gediz Belediyesi Hizmet Binası önünde kutlandı.
Facebook Twitter Google+

15 Temmuz 2016 gecesi hain terör örgütü FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin millet tarafından önlenmesinin bayramı olarak kutlanan "Demokrasi ve Milli Birlik Günü" Gediz Belediyesi Hizmet Binası önünde kutlandı.

Gediz Belediyesi Hizmet Binası önündeki meydanda gerçekleştirilen kutlamalara Gediz Kaymakamı Avni Kula, Gediz Belediye Başkanı Dr. Mehmed Ali Saraoğlu, Gediz İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Turgut Çıtak, Gediz İlçe Emniyet Müdürü Şenol Bezek,Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ünsal, Ak Parti İlçe Başkanı Av. Mesut Yörük, Gediz Belediye Başkan Yardımcısı Hakan Arpacı, Belediye Meclis Üyeleri, AK Parti Gediz İlçe Teşkilatı ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Kutlamalara katılan vatandaşlara tişört, şapka ve bayrak dağıtımı yapıldı.

"Demokrasi ve Milli Birlik Günü" kutlama programı, Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.

Cumhuriyet Caddesi’ndeki meydanda konuşma yapan Gediz Belediye Başkanı Dr. Mehmed Ali Saraoğlu; “

Milletimiz darbe tehdidini ve işgal girişimini algıladığı ilk andan itibaren teşhisini koymuş ve ani, sert, kararlı bir şekilde tepkisini göstermiştir. Topyekûn bir tepki olarak ve milletin tüm unsurlarınca büyük bir fedakârlık ortaya koymuştur. İstanbul’da neyse Kütahya’da da Gediz’de aynı tepki verilmiştir. Milletimiz de bazılarında olduğu (!) gibi bir kafa karışıklığı ve tereddüt asla yaşanmamıştır. İradesine, geleceğine, geleneğine yönelik bu alçak girişime karşı aynı kuvvette karşılık vermiştir.

Bu yapı özündeki vahşiliği nasıl oldu da yıllarca bu kadar ustaca gizleyebildi, toplumu yanılttı bizleri aldattı? Diğer yandan da biz nasıl oldu da bu kötülüğü fark edemedik?

İlk olarak dindar iyimserliğinin sorgulanması gerekmektedir. "İnançlı insandan zarar gelmez" düşüncesi aslında tarih boyunca defalarca önümüze gelmiştir. Hasan Sabah’da, Muhammed Kesnizani’de toplumlarında saygı duyulan ve dindar olarak benimsenen kişilerdi. Aynı bu FETÖ ve mensupları gibi karıncayı bile incitmezlerdi ama gerektiğinde gözlerimizin önünde binleri katlettiler... Her inanç sahibi taşıdığı inancın doğru olduğuna inanır. Öyle olmasa onu zaten taşımaz. İman dediğimiz şey kısaca bir bağlılıktır. Güçlü ve derin bir bağlılık inşa edip onu somut hedeflere taşımak, halen bazı gurupların yapmakta ısrar ettikleri gibi insanları büyülercesine köle gibi kullanmak buradaki asıl sorun ve ahlaksızlıktır. Bu bağlamda içimizdeki gerçekçi olmayan değer yargılarımızı ya da ona izin veren duyarsız taraflarımızı da yargılamak zorundayız..

İslam dünyası, doğu blokunun dağılmasından sonra gerek medeniyet iddiası, gerek jeo-politik konumu ve gerekse enerji potansiyeli açısından iştah kabartmaktadır. Küresel düzen kurucuların önünde İslam dünyası gerçek bir tehdit olarak görülmektedir. Çünkü İslam, Müslümanlara boyun eğmeme, direnme ve kimliğini ve değerlerini koruma bilinci aşılamaktadır. Tüm hesaplar İslam dünyasını pasifize etmek, boyun eğdirme bu olmazsa bitmek bilmeyen çatışmalar içinde istikrarsızlaştırmaktır. Ancak dikkat edelim küresel güçler, ya bir zaaf yaratarak ya da zaten var olan bir zaafı kullanarak ülkelere müdahale ederler. İŞTE ŞİMDİKİ BU ZAAFIN ADI KUTSANMIŞ FETÖ HAREKETİDİR.

Ilımlı İslam'la özdeşleşmiş bir örgütün darbe yapmaya kalkışması tam bir ironidir. "Ilımlı İslam" İslam'ın şiddet karşıtı yorumlarını çağrıştırması bakımından çoğu Müslümanın ilgisini çekmiştir. Ancak bu projenin dillendirildiği dönem ki biz bu dönemlerde bu işlere ilgi duyan üniversite öğrencisiydik; İslam dünyasına operasyonların başladığı dönemdir. Gerçekçi kaygılardan yola çıkarak İslamcı gelenek oluşturmak isteyen vicdanlı bir gurup tabiri caizse direnişçi ahlaksızca radikal İslamcı yaftasıyla sistem dışına itilmek istenmiştir. Coğrafyamız işgal ediliyorken, birileri İslam'ın barışçıl olduğunu söylemeye başlamışlar ve üstelik bunun güçlendirilmiş (!) sözde Müslüman bir gurubun (!) eliyle yürütmüşlerdir. "Ilımlı İslam" kavramı ilk ortaya atıldığı yıllarda "radikal İslam", kavramları karşısında İslam'ın barışçıl yüzünü öne çıkarma iddiasına dayanıyordu. "Ilımlı İslam”cıların hiçbir sorununa ilgi duymaması, hatta ABD, İsrail, İngiltere gibi ülkelerin Müslümanlara yönelik zalimce saldırıları karşısındaki vicdansız suskunlukları, konuştuklarında ise yine Müslümanları suçlamaları, bunun bir küresel bir proje olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. En somut milat Gazze saldırıları ve Mavi Marmara gemisinin yarattığı net ayrışmalardır…Bu vesileyle buradan Gazzenin kardeş şehrinden onlara o açık hava hapishanesine binlerce selam gönderiyorum...15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve millete yönelik saldırılar, pek çok şeyin yanında "Ilımlı İslam" söylemi arkasındaki stratejik aklı ve niyeti de çok net ortaya koymuştur. Düşmanlaştırılan aslında radikal islam değil İslamın ve Müslümanların bizzat kendisidir.

Değerli hemşerilerim malumunuz; FETÖ/PDY bir dinî cemaat sıfatıyla yola çıktı, halkın ve dindar kesimlerin desteğini arkasına aldı, güçlendi. Suret-i haktan göründü. Bu bağlamda FETÖ liderinin yazdığı kitaplar, verdiği sohbetler, yaptığı dualar, yaptığı konuşmalar dinî cemaat lideri görüntüsüyle servis edildi. Onun din alimi, asrın müceddidi, seçilmiş lideri, mehdi, kainat imamı, Hz. İsa’nın ahir zamanda zuhur etmiş kimliğinde olduğuna dair hurafelere dayalı güçlü bir anlayış oluşturuldu. Bahsi geçen bu kavramlar harcıâlem, sıradan gelişigüzel açıklanacak kavramlar değildir. Önemli ve özellikli dinî kavramlardır. Tarih boyunca dine, topluma ve sosyal barışa zarar veren bu tür yapılarla en etkili mücadele, entelektüel yani bilgi mücadelesidir. Bilgi olmadan din olmaz değerli hemşerilerim. İlahiyat fakülteleri bu ülkenin önemli bir parçasıdır. Üniversite çatısı altında özgür ve akademik çalışmalarla din alanında sağlıklı bilgi ve vizyon üretmektedirler. Ülkemizde dinî düşüncenin gelişiminde ilahiyatların önemli katkısı olmuştur. Ve hala da olmaya devam etmektedir. Sanıyorum bu ve bazı gurupların ilahiyat düşmanlığı, üstlendiği bu görevden kaynaklanmaktadır. Aslında bu saldırının arkasında milleti acımasızca sömüren, hep alan ancak hiçbir şey vermeyen FETÖ ve benzeri yapılanmaların telaşı sezinlenmektedir. Mehdici, mesihçi, rüyacı, ilhamcı yapılanmaları Kuran-i ve gerçekçi bir yaklaşımla eleştirmek gerekir. Bu eleştiri FETÖ'de kalsın bize ulaşmasın, "onların mehdisinin önü kesildi, bizimkinin önü açıldı." düşüncesine kapılan fırsatçı çevreler ilginçtir ki, son günlerde çok telaşlanmışlardır... Telaşlanmakta haklılar… 15 Temmuz sonrasında bireysel din arayışları yükselişe geçmiş, insanların daha fazla kitap okumaya yönelmiş, daha fazla esas kaynaktan islami bilgi edinme konusunda çaba göstermeye başlamışlardır… 15 Temmuz milletin gözünü açmıştır. Aklı, vicdanı, sağduyusu açık olanlar, fetö ye benzeyen dini yapılanmaları da sorgulamaya başlamışlardır. Diyanet ve ilahiyata olan güven artmıştır. Bunu gören bazı gelenekçi, hurafeci, bağnaz çevreler saldırıya geçmişler ve mesela artık asla hiçbir namazlarını diyanete bağlı camilerimizde kılmaz olmuşlardır… Bunlar beyhudedir hiç kuşkumuz yoktur devletimiz kendi kurumlarına ve sistemine sahip çıkacaktır...

Büyük kötülükler büyük iyilikleri doğurur. 15 Temmuz kötülüğün hain pususu karşısında iyiliğin şahlanışına da sahne olmuştur. Demokrasi nöbetleri toplumun, dayanışma ruhunu geliştirmiştir. Bu zaferi ve sonuçları hiç kimse kendine mal etmeye çalışmamalıdır. Zafer kuşkusuz milletindir... Kişisel hırslar ve kendi çıkarlarını teyit ettirmeye yönelik çabalar gülünç ve toplumun dışlayıcı değerlendirmesine neden olacaktır. Beyhude çabalar 15 Temmuz ve sonrasında ortaya çıkan ruhu yanlış okumak ve çarpıtmaktır. O akşam camiden, evinden, ocağından, işinden koşup gelen de her ne yerden olursa olsun kopup gelen insanlar aynı ortak duyguyla müthiş bir dayanışma sergilemişlerdir. 15 Temmuz siyaset ve toplum teorilerinin yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur. Artık dini guruplar ve cemaatler de kendilerini sorgulamalı, İnsan yetiştirme politikalarını yeniden gözden geçirmelidirler... Herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Kiminin payına düşen daha ve ahlaklı ve vicdanlı olmak, kimininki ise daha akıllı davranmaktır...

Sadece devlete ve millete değil kendisine bile yalan söyleyen oldukça esnek bir yapılanmayla karşı karşıyayız. Dinî ve manevî kavramları ileri düzeyde kullanan, küresel ölçekte hemen her ülkede kurumsallaşan, medya, finans, eğitim, kültür, spor sektörlerinde yapılanan, yargı, emniyet, ordu, bilim, kamu yönetimi alanlarında yıllardır kadrolaşan bir yapı ile mücadele etmek, aynı türden bir yapılanma tarzına dayalı mücadele gerektirir. Hatırlayınız PKK terör örgütü ile mücadele normal askeri personel ile bir yere kadar yürütüldü. Ancak asıl başarı güvenlik konusunda iyi yetişmiş, uzman birimlerin devreye girmesiyle sağlanmıştır. FETÖ/PDY ile mücadelede güvenlik bürokrasisi ve yargı geniş çerçevede, titizce çalışıp üzerine düşeni yapacaktır. Görünen o ki OHAL ilan edilmesine rağmen bunun millete değil devletin kendine karşı bir tedbiri olduğu düşüncesiyle hareket edilmektedir. Ve ülkemizde gündelik hayat aksamadan yürümektedir. Bu dünyada eşi görülmemiş bir durumdur. Masum insanların zarar görmemesi için azami dikkat gösteriliyor ve daha da dikkat gösterilmelidir.

Bir yanda 15 Temmuz sonrası oluşan psikolojik politik ortamı kişisel ya da politik hedefleri için fırsata dönüştürmeye çalışan guruplar, muhteris kişiler, darbeciler, dindarlardan nefret eden kesimler, kontrollü darbe söylemcileri… Diğer yanda sanki darbe girişimi olmamış, bombalar atılmamış, 240 insanımız şehit edilmemiş gibi bir hava içinde konuşan, ordunun, "tarihinden", "kültüründen", "geleneğinden" söz eden, ancak bu yapıların gerçekci olarak yeniden yapılanmasını sindiremeyen çevreler var. Bunların topyekün adı: romantik devletçiliktir. Devletin millete tepeden baktığı dönemlere ait alışkanlıklardır. Diğer yandan öteden beri AK Parti karşısında, muhalefetin ötesinde öfke ve nefret besleyen müzmin darbeciler ve bunların sivil-akademik uzantıları geliyor. Her an her şeyi en iyi bilen, derin uzman edasıyla üst dilden konuşan, Cumhurbaşkanımız ve Ak Parti yöneticileri yani bizler hakkında çirkin yakıştırmalarda bulunan bu zevatların akıl hocalığına bu toplumun ihtiyacı yoktur. Bunlarda beyhude ve inandırıcı olmayan FETÖ taktikleridir...

Ancak haklarını teslim edelim. Zamanında FETÖ konusunda eleştirilerde bulundular. Fakat ne var ki eleştirilerinin asıl hedefi, milletin iradesiyle iş başına gelen Ak Parti idi. O zamanlar da FETÖ üzerinden AK Parti vurulmak isteniyordu. Yaslanılan yer malumdur. 28 Şubat'ta yarım bırakılan iş, tamamlanacaktı. FETÖ/PDY'nin yargıdaki tetikçilerinin Ergenekon'u istismar ederek, önlerine çıkma potansiyeli taşıyan vatansever komutanları ve subayları tasfiye etmek amacıyla davayı bir "darbe" olarak kullanmış olmaları, tertemiz olduklarını göstermez. Sanki geçmişte hiçbir kötülüğe bulaşmamışçasına özür ve iade-i itibar talep eden bir söylem kullanılmasını vicdanlarınıza havale ediyorum.

Değerli hemşerilerim; kısacası siyasi-politik düşünmek geçmişi hatırlamaktır. Bize kötülük yapan, bizi aşağılayan, kumpas kuran, itibarsızlaştırma çabası içine giren, zaaflarımızı ve efendiliğimizi bize karşı kullanarak tehdit eden terör dilini Allah’a havale etmek bir çözümdür ancak yeterli değildir... Politik düşünmek, akıllı olmak, tarihi unutmamak gerekir. Aynı felaketleri yaşamamak içine vatanımıza ve milletimize bağlı olan bizler görevlerimizi yerine getirmeye devam edeceğiz. İster Güneydoğudan apodan, ister doğudan hani ‘den, ister kuzeyden pontusdan, ister batıdan fetöden hangi yönden ve nereden gelirse gelsin topyekün insanlık adına teröre direneceğiz ve hiç şüpheniz olmasın ki biz kazanacağız...

Ancak onlardan farklı olarak, sahip olduğumuz gücü kötüye kullanmadan, kimseye haksızlık ve iftira atmadan… Kur'an'da bir ayet var. Mâide suresi 8. Ayet. Bu günlerde duvara asıp ya da masaya koyup ilke edinmemiz gereken bir ayet: "Ey İman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun! Sakın ha bir topluluğa olan kininiz sizi haksız davranmaya itmesin.

Cesareti 15 TEMMUZ meydanlarında gösterdik, şimdi mücadele zamanı diyor hepinize saygılar sunuyorum” dedi.

Gediz Kaymakamı Avni Kula yapmış olduğu konuşmasında; “Türkiye Cumhuriyeti Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan deniz yolları ve enerji kaynaklarını barındıran çok önemli jeopolitik ve jeostratejik bir coğrafyadadır. Bu coğrafyayı hakim olan petrol, doğalgaz gibi enerji kaynaklarına ve enerji yollarına çok yakın olmakta ve dünya politikasını etkileme gücünü arttırmaktadır. Bu konumdan dolayı Türkiye emperyalist devletlerin hep hedefinde olmuş ve Türk Milleti birlik ve beraberlik içinde kahramanca savaşarak vatanını savunmuş, gazi olmuş, şehit olmuş ama hiçbir zaman esir olmamıştır. Çanakkale, Dumlupınar, Sakarya ve sayamadığımız daha nice savaşlar bunun örneğidir.

Türk milletini dıştan yıkamayacağını anlayan sömürgeci devletler içten yıkmak için harekete geçmişlerdir. Milletimizin en hassas olduğu dini duygularını istismar eden hoca görünümlü, vatan hainini kullanmışlardır. Bu vatan haini milletin zekât ve parası ile yine milletin evlatlarını okutacağız bahanesi ile kendi vatanına düşman haline gelmiştir. Türkiye’yi bir gecede parçalamak, yok etmek ve batının uşağı haline getirmek için 1 yıl önce 15 Temmuz’da yaşadığımız ve bir daha olasını hiç istemediğimiz o karanlık gecede başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere devlet büyüklerimizi şehit etmeye teşebbüs etmişlerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlar, köprüleri kapatmışlar, ruhlarını satmış üniformalı hainler polisimizi, askerimiz, vatandaşlarımızı şehit etmişlerdir.

Milletimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı ile sokaklara, meydanlara dökülmüş, tankın önüne yatmış, bedenini siper etmiş ve darbeci hainleri durdurarak bayrağımızı yere düşürmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti bugün sadece sınırlar içinde yaşayan insanların değil, aynı zamanda dünyada birçok mazlum milletin umududur, koruyucusudur. Sömürgeci devletler amacına ulaşsa idi sadece Türkiye Cumhuriyeti değil Türkiye içinde yaşayan Türk Milletinin adaletini gören milletlerin umudu yok olacaktı. Milletimizin egemen olduğu zaman Orta Asya’da hep barış, bolluk, bereket ve hoşgörü olmuştur. Bugün ki gibi “size demokrasi getireceğiz” diyerek; evleri başlarına yıkmamış, milyonlarca çocuğu öksüz-yetim bırakmamış, kimsenin namusuna dokunmamış, milyonlarca insan canını kurtarmak için her şeyini bırakıp kaçmamıştır.

Atalarımız bugünkü barbarların yaptıklarını yapmamışlar bize adaletin temsilcisi gözü ile bakılmasını sağlayan şanlı bir mazi bırakmışlardır. İnşallah bizde buna laik yaşar bizden sonraki nesle bu emaneti aynı şekilde devrederiz.

Değerli Gedizliler düşmanlarımız bu planlarından vazgeçmiş değillerdir. Değişik vesilelerle bizi bölmek, birbirimize düşürmek, memleketimiz yönetilemez hale getirmek ve dış müdahale imkânı yaratmak için uğraşacaklardır. Ancak; milletimiz 15 Temmuz’da olduğu gibi bir ve beraber olduğu sürece amaçlarına ulaşamayacaklardır. Türkiye Cumhuriyeti her gün daha da gelişecektir.

Eskiden teknoloji olmadığı için bilgiye ulaşmak çok zordu. Bugün televizyon, radyo, gazete ve internet sayesinde her bilgiye anında ulaşabiliyoruz. Yüce dinimiz ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin Hadis-i Şerifleridir. Bu bilgiler Diyanet İşleri Başkanlığının yetişmiş alim ve hocaları tarafından camilerimizde 5 vakit halka anlatılmaktadır. Yine Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı İmam Hatip Liseleri’nde İslam dini eğitimi verilmektedir. İmam Hatip Liseleri’nden bir sonraki seviye İlahiyat Fakülteleridir. Buralarda çok değerli hocalarımız yetişmektedir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde de yüce dinimizin kuralları öğrencilerimize öğretilmektedir.

Sizlerden ricamız; bir kişiye dayanan, haşa Allah’la konuştuğunu iddia eden, kendince gaipten haber veren, en nihayetinde FETÖ örneğinde olduğu gibi yabancı istihbarat servisine dayanan yapılara tevessül etmeyin.

Aziz vatanı bize emanet eden, şanlı bayrağımızı yere düşürmeyen 15 Temmuz Şehitlerimize ve diğer tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Gazilerimize de uzun sağlık ömürler diliyorum. Allah vatan düşmanlarına fırsat vermesin ve o karanlık geceyi bir daha yaşatmasın.

Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ndeki hitapları Gediz Belediyesi Hizmet Binası önündeki led ekrandan naklen takip edilerek, 15 Temmuz Belgeseli izlettirildi.

Gediz Belediyesi Mehteran takımı konseriyle devam eden kutlamalar, ellerinde bayrak ve meşalelerle yüzlerce kişinin katıldığı Demokrasi ve Milli Birlik yürüyüşünün ardından vatandaşlara pilav ve ayran ikramı yapıldı.

Gediz Belediyesi Hizmet Binası önünde Kur’an-ı Kerim Tilaveti yapılarak, Demokrasi Nöbetiyle devam eden program toplu kılınan sabah namazıyla sona erdi.

 

İLGİLİ RESİMLER